reklam
reklam
DOLAR45,5977% 0.19
EURO53,2744% -0.3
STERLIN61,0671% -0.53
FRANG57,9808% -0.17
ALTIN6.644,89% -2,19
BITCOIN78.977,26-2.506
reklam

İzmir’de gündem grev hakkı: 22 yılda 22 yasak

Yayınlanma Tarihi : Google News
İzmir’de gündem grev hakkı: 22 yılda 22 yasak
reklam

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamu çalışanlarıyla hükümet arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmeleri sonuçlanmadan önce Türk İş’in aldığı grev kararı çerçevesinde maden işçilerinin grevini, 'milli güvenliği bozucu' gerekçesiyle 60 gün süreyle ertelemişti. AKP hükümeti, 22 yıl içinde 22’nci kez grev ertelemesi yaptı. Bu konuyla ilgili İzTV’de Nil Kahramanoğlu ile Gündem Özel programına katılan Akademisyen Özgür Müftüoğlu, grev yasaklarına karşı daha kapsamlı bir mücadele hattının oluşturulması gerektiğini vurguladı.

‘Doğal hakkın ihlali’

Grevin sadece AKP iktidarına değil, diğer kapitalist düzenlerde de kısıtlandığına dikkat çeken Müftüoğlu, “Sınırsız grev hakkı verilmez. Grev, işçinin üretimden gelen gücünü kullanarak üretimi durdurması demektir. Bu gücün kullanılması sistemin işleyişine zarar verir. Grev, işçinin emeğinin iradesidir. Dolayısıyla kendi emek gücünü kullanamaması, ona yasak getirilmesi, işveren ya da iktidara devretmesi anlamına gelir. Grev, son derece meşru ve doğal bir haktır. Tüm yasaklamalar bu doğal hakkı ihlal eder” ifadelerini kullandı.

Özgür Müftüoğlu
Grevin ertelenmesinin anlamını yitirdiğini belirten Müftüoğlu, “Anlamlı olabilmesi için hemen gerçekleştirilmesi gerekiyor; üretimin durması şart. Ancak bunu ortadan kaldırıyorlar. AKP iktidarı döneminde 22 kez böyle bir durum gerçekleşti” diye ekledi.

‘Milli güvenlikle ne alakası var?’

Grevin ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle yasaklanma kararının sorgulanamadığını dile getiren Müftüoğlu, “Bunun ne gibi bir bağlantısı var diye soramıyorsunuz. Gerçekten de milli güvenliği ya da toplum sağlığını ilgilendiren işlerde grev yapmak zaten yasak. Bu politika, özel sektörde yapılacak TİS’leri de etkileyecek. Sonuçta, ücretlerin genel seviyesinin düşmesine ve insanların sefalet içinde kalmasına sebep olur” şeklinde konuştu.

‘Sendikalar uzlaşıyor’

Sendikaların tutumunu değerlendiren Müftüoğlu, “Sendikalar genellikle asgari ücret belirlenmesi veya toplu sözleşme dönemlerinde gündeme geliyor. 80’lerden bu yana sendikalar, politikaların hedefi haline geldi. Sendikalar bu süreci mücadele etmekten ziyade, uzlaşmacı bir tutumla devam ettirdiler. Anlaşmalar öyle bir noktaya geldi ki, işçilerin en temel hakları ortadan kalkarken bile sosyal diyalog ve uzlaşma adına bu haklardan vazgeçiliyor. İşçilerin seçimi ve aidatlarıyla yönetimde olan yapı, neden bu kadar işçiden uzaklaşıyor? Yasaların da getirdiği yönlendirme ile bürokratikleşme, sendikaların sistemin bir parçası olmasına neden oluyor” dedi.

Müftüoğlu, AKP’nin sendikaları yanına çekme ve örgütlenmeleri kırma konusunda başarılı olduğuna da dikkat çekerek, “Özellikle Hak-İş ve Türk-İş yönetimleri, büyük ölçüde iktidarla yakın ilişkiler içinde. Siyasi iktidarın dayatmaları karşısında sürekli uzlaşmacı bir tavır sergiliyorlar. Sendikalar, sınıf bilincini geliştirecek ve işçi sınıfını örgütleyecek bir mücadele sürdürmelidir. İşçiler, gün geldiğinde grevlere hazır olmalıdırlar. Ancak sendikalar bunu yapmıyor, kendilerini yasalarla sınırlandırmış bir anlayış benimsiyor” dedi.

‘Genel mücadele hattı oluşmalı’

İşçilerin daha politik bir mücadele hattı çizmesi gerektiğini ifade eden Müftüoğlu, “İşçiler grev sırasında bir süre maaş almamayı göze almalı. İşten çıkarılmaları riski ile karşı karşıya kalıyorlar. Borçlu olan işçilerin düzenli ödeme alması gerekiyor. Bu durum, katılma isteklerini engelliyor. Aynı zamanda yüksek işsizlik oranı, işini kaybedenlerin güvenceli bir iş bulma umudunu azalttığı için katılım düşüyor. O yüzden grev ya da eylemlere, ancak bıçak kemiğe dayandığında katılıyorlar. Sınıfsal bir bakış açısına ihtiyaç var. Mücadele, sadece ekonomik çıkarlar üzerinden değil, daha siyasi bir çerçeve içerisinde ele alınmalıdır. Çünkü aslında grev, siyasal bir eylemdir. Ekonomik mücadele elbette önemlidir, ancak bununla sınırlı kalmamak gerekir. Ayrıca grevi ertelenen işçilerin zorla çalıştırıldığı anlamına gelir. Bu kabul edilirse şu sonuç çıkar; emekçiler politik bir özne olma özelliklerini kaybederler. Kendi emeğinin iradesine sahip olamayan kişi, toplumdaki politikaların oluşumunda nasıl söz sahibi olabilir? Bu durum, ekonomik hakları kaybetmekten daha önemli. Grevleri, bürokratik ve yasal sınırlara hapsolmuş eylemler olmaktan çıkarmalıyız. Sendikaların işlevselliğini sorgulamalıyız. Daha genel bir mücadele hattının yaratılması gerekli” ifadelerini kullandı.

reklam

YORUM YAP