

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, “kooperatif davası” olarak bilinen soruşturma kapsamında yaklaşık 7 aydır tutuklu bulunmaktaydı. İZBETON A.Ş. çerçevesinde gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesinde kooperatif modeli kullanılarak kamu zararına dolandırıcılık yapıldığı iddiasıyla açılan davanın dördüncü duruşmasında tahliye edilmesine rağmen, kooperatiflerle ilgili yürütülen ayrı bir “zimmet” soruşturması nedeniyle hâlâ cezaevinde tutuluyor. Tutuklanmadan önce yeni çözüm sürecine açık destek veren Soyer, bu süreçte sivil toplum çalışmalarına da katılmıştı. Hakkındaki suçlamalar ve yargı süreci ile ilgili sorularımızı İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan yanıtladı.
Cezaevinde nasıl bir yaşam sürüyorsunuz? Günleriniz nasıl geçiyor?
Cezaevinde olmanın en büyük zorluğu özgürlüğün kaybedilmesidir. Siyasi duruşum nedeniyle hayatımın belirli bir döneminde karşılaşmam olasıydı, bu yüzden direncimi koruyabiliyorum. Sebepleri anladıkça sorunları kişisel hale getirmemek ve dayanma gücünü sürdürmek mümkün olabiliyor. En büyük kaygım onur kırıcı muamelelere maruz kalmaktı ama böyle bir tutumla hiç karşılaşmadım. Süreci aktif değerlendirmeye çalışıyorum; spor yapıyor, bolca kitap okuyor ve yazma çabası içinde oluyorum. Çıktığımda burada biriktirdiklerimin, yaşamım boyunca bana fayda sağlayacağını düşünüyorum ve bu süreçte farkındalığımın arttığını hissediyorum.
Tahliye kararı verildi fakat savcı itiraz etti. Bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?
1 Temmuz’da 157 kişinin gözaltına alınmasıyla başlayan süreçte “kentsel dönüşümde kooperatifçilik modeli”yle ilgili davada, her duruşmada bazı tahliyeler oluyordu. 9 Aralık’a geldiğimizde sadece iki kişinin tutuklu kalmış olması umut vericiydi. 5 Ocak’taki duruşmada tahliye olacağımıza dair güçlü bir inanç belirmişti zira dosya boştu ve dolandırıcılıkla ilgili tek bir kanıt ya da şahidimiz yoktu. Fakat duruşma tarihine beş gün kala yeni bir soruşturma nedeniyle Heval Savaş Kaya ve ben tekrar tutuklandık. Böylece 5 Ocak’ta verilmiş tahliye kararıyla mahkemeden salınamadık ve tekrar hücremize döndük. Bu arada itiraz sürecinin akıbetini ve yeni dosyanın iddianamesini bekliyoruz. Yine belirsizlik ve keyfi bir süreç söz konusu.
“BANA YAPILAN HAKSIZLIK BİR YANA, BU SÜREÇ TÜRKİYE’YE UMUT OLABİLECEK BİR MODELİ İTİBARSIZLAŞTIRDI”
Her iki dosyada da hukuken geçerli bir iddia yok ve ikisinde de kentsel dönüşümde kooperatifçilik modelini destekleme eylemimle yargılanıyorum. İzmir’in dayanışma ruhuyla oluşturulan bu model, deprem bölgeleri için son derece önemliydi. Görev sürem sona erdikten sonra yanlış bilgilendirmelerle projelerin durması maliyetleri artırdı; oysa görevim sürecinde herhangi bir şikayet yoktu ve inşaatlar oldukça iyi ilerliyordu. Her iki dosyada da bunun aksini gösteren bir ifade bulunmamaktadır. Bana yapılan haksızlığı bir kenara bırakın, bu süreç aynı zamanda Türkiye’ye umut olabilecek bir modeli itibarsızlaştırdı.
CHP, operasyonlara karşı mitinglerle cevap veriyor. Bu yöntem etkili mi, ne önerirsiniz?
CHP’nin kararlılıkla sürdürdüğü mitingler ve toplanan kalabalıklar, toplumun aydınlatılması ve CHP seçmeninin cesaretinin artırılması açısından önemli katkı sağlıyor. Ancak kararsız seçmen sayısının hâlâ yüksek ve iktidar partisi ile aralarındaki farkın az olduğunu göz önüne aldığımızda, bu yeterli değişimi sağlayamıyor. Gerçek değişim, CHP iktidara geldiğinde vaadettiklerini gerçekleştireceğine dair güven tesis edilmesiyle mümkün olabilir. İktidarın kullandığı orantısız güç ve imkânlar göz önüne alındığında, bu yolun zorlukları da aşikardır.
Yasama, yürütme ve yargının ayrılığı ile bağımsızlığının ortadan kalkması, kontrol ve denetim mekanizmalarının işleyişini sekteye uğrattı. Bu durum, hem hukuka duyulan güvensizliğin hem de yoksulluğun yaygınlaşması ve derinleşmesinin temel sebebi oldu.
CHP iktidara geldiğinde, yeni bir tür Parlamenter sistemin hangi alanlarda ve nasıl hayata geçirileceğini net bir şekilde belirtmelidir. Bu dönüşüm, geçmişe özlemle oluşturulamaz; otokrasiden çıkmak, kaybedilenin geri alınmasıyla değil, yeninin kurulması hayali ile mümkündür. Tarihte yazılı bir gelecek yoktur; dolayısıyla yeniliğin ortak aklının keşfine ihtiyaç vardır. Bu bağlamda dijital teknolojilerin daha etkin kullanılması ve vatandaşla yüz yüze temasın artırılması gerekmektedir.
“PARTİNİN TÜM KADEMELERİ SOKAKTA, MAHALLEDE, KÖYDE, İLÇEDE ÇALINMADIK KAPI BIRAKMAYARAK HERKESE ULAŞMALI”
Partinin tüm seviyeleri, sokakta, mahallede, köyde ve ilçede çalınmadık kapı bırakmadan herkesle iletişim kurmalıdır. Bu temas, CHP’nin daha iyi bir yönetim vaadiyle sınırlı kalmamalı; aynı zamanda ortak bir gelecek fikrini oluşturacak “duyma, dinleme ve diyalog” çabalarını da içermelidir. CHP, seçim takvimi başlamadan önce mümkün olan en geniş dayanışma ağlarını ve ittifakları oluşturmalıdır. Yeni Parlamenter Sistemin halkın sesini yeniden duyurması açısından geniş bir uzlaşı zemini üzerine inşa edilmesi ve bu mevzunun cesaretle savunulması gerekmektedir.
Bir taraftan demokrasi tartışılırken diğer taraftan muhalefete yönelik baskılar sürüyor. Önümüzdeki seçimde bu operasyonların hedefi ne?
Ana muhalefet partisi, çok partili sistemlerde iktidarın en güçlü alternatifi konumundadır. İktidar, seçime giderken bu partinin yolsuzluklarla lekelenmesi ve bu lekenin yayılması algısını yaratmak istemektedir. Hızla artan yoksulluk nedeniyle halk desteğini kaybettiği için rakibini zayıflatmaya çalışıyor. Ancak bu hedefin gerçekleşeceğini düşünmüyorum; vatandaşın adalete ve hukukun üstünlüğüne olan inancı kaybolmadığı sürece, iktidarın bu planının başarılı olması mümkün görünmüyor.
Tutuklanmadan önce çözüm süreci üzerine yaptığınız bir panelde görüşlerinizi belirtmiştiniz. Sürecin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Kimlerin sorumluluk alması gerekiyor?
“Terörsüz Türkiye” sürecinin ana hedefi, kalıcı barışın sağlanmasıydı. Suriye’de geçen günlerde yaşanan olaylar, bu hedefe ulaşmayı kolaylaştırmış gözüküyor. Eğer yeni bahaneler aranmazsa, barış ve demokrasi önünde bir engel kalmamıştır. Zira barış, ulusal güvenlik değil, ulusal demokrasi meselesi haline gelebilir. Türkiye’nin sınır ötesinde olmak istediği güvenlik koridorunu barış ve demokrasi ile sağlaması mümkündür.
“HEM BÖLGEYE HEM TÜRKİYE’YE UMUT OLACAK”
Barış, uzun vadeli sosyal çözümler üretmenin en güçlü aracı olup, sadece sınır bölgelerinde sürdürülebilir dengeler sağlamakla kalmayacak, hem bölgeye hem de Türkiye’ye umut yaratacaktır. Bu tarihi fırsatın kaçırılmaması için muhalefet, bu talebi gücünü kullanarak dile getirmeli, iktidarı sorumluluk almak yönünde teşvik etmelidir. Barış ve demokrasi talebinin toplumsal hale getirilmesi, her kurum ve bireyin sorumluluğu olarak görülmelidir.



