

Milli Eğitim Bakanlığı, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” çerçevesinde, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2'nci maddesini dayanak alarak “milli ve manevi değerleri güçlendirme” amacını güden bir Ramazan programı hazırladı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in talimatıyla 81 ildeki tüm okullara gönderilen bu program, okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak hazırlandı.
Programda, 4–6 yaş arası çocukların henüz zorunlu din eğitimi kapsamına girmedikleri halde öğretmenleriyle camiye götürüleceği belirtiliyor.
Ayrıca, okul öncesi öğrencilerden aileleriyle birlikte “Ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf çektirip okula getirmeleri isteneceği ifade edildi.
Bunun yanı sıra Bakanlık, öğretmenlerden etkinliklerin “İzleme ve Değerlendirme Formu”na kaydedilmesini talep etti.
Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık ve 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir, okullarda başlatılan Ramazan etkinliklerini {siteDomain}’ye değerlendirdi.

“Farklı Dine Mensup Öğrenciler Dışlanmış Hissedecek”
Bahsi geçen uygulamanın pedagojik açıdan sorunlu olduğunu belirten Çalık, “Bu pek çok bakımdan sorunlu bir uygulama. Pedagojik açıdan ciddi sakıncaları var. Bu etkinlikler okullarda uygulanırken, herkesin aynı inanç ve kültürden olmadığı göz ardı ediliyor. Bu durum, öğrenciler arasında ayrımcılığa neden olacağı için pedagojik olarak uygun değildir. MEB’in belirlediği ritüellere uymayan öğrenciler kendilerini dışlanmış, toplumun dışında hissedecek. Bazı öğrenciler eğitim atmosferinden uzaklaşacak ve baskı altında kalacak. Bu açıdan uygulama rahatsız edici ve öğrenciler açısından bir tahakküme dönüşecektir.” açıklamasında bulundu.
“Bu Uygulama Hukuki Değildir”
Çalık, uygulamanın hukuki olmadığını belirterek laiklik ilkesine aykırı olduğuna dikkat çekti. Öğretmenlerden izleme formu doldurulmasının istenmesini bir tahakküm olarak değerlendiren Çalık, şu ifadeleri kullandı:
“Bu uygulama, hukuk açısından geçerli değildir. Mevcut anayasaya göre, hiçbir birey dini ritüele katılmaya zorlanamaz. MEB bir taraftan gönüllük esastır diyor, diğer taraftan da bu etkinliklerin izlenmesi için form doldurulmasını istemekte. Hangi etkinliklerin gerçekleştirildiği, kaç öğrencinin katıldığı gibi bilgilerin belgelenmesi talep ediliyor. Bu uygulamanın öğrenciler üzerinde baskı oluşturacağı herkes tarafından öngörülebilir ama MEB bunu göremiyor mu?”

“Gerçeği Gizlemek İçin Din İstismarı Yapılıyor”
Ramazan etkinlikleri rehberinde orucun hurma ile açıldığının belirtilmesi üzerine konuşan Çalık, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hurma fiyatlarından ve Türkiye gerçeğinden de uzak olduğunu ifade etti. Çalık, okullarda din istismarının yapıldığını belirterek, “Örneğin broşürlerde, orucun hurma ile açıldığı yazılmış ancak hurmanın kilosunun 1000 lira olduğu göz ardı edilmiş. Bu gerçeği gizlemek için din istismarına başvurulduğunu görmekteyiz.” dedi.
“Toplum İkiye Bölünüyor”
Çalık, toplumun kutuplaştırıldığını belirterek, “Kamusal eğitim alanı yok edilmiştir. Öğrencilerin 1 öğün ücretsiz yemek hakkı görmezden gelinmiştir. Hijyen ihtiyaçları göz önünde bulundurulmamaktadır. Toplumu inancına bağlı olanlar ve olmayanlar olarak bölmeye yönelik bir hareket söz konusudur.” ifadelerini kullandı.
“Meşru Değildir”
Çalık, öğrencileri dışlayan ve laiklik ilkesine aykırı olduğu belirtilen bu uygulamaların kabul edilemez olduğunu aktararak sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul düzeyinde üç farklı broşür hazırlandı. Ramazan etkinlikleri sıralandı. Anayasa’da temel bir ilke olarak benimsenen laiklik, çocuklar arasında inanç temelinde ayrımcılığa sebep olan bu uygulamayı asla kabul edilemez hale getiriyor. Din derslerinin zorunlu olduğu ifade edildiğinde ise, genel din kültürü verildiği savunuluyor, ancak burada yapılan uygulama bu açıklamaları da aşan bir durum. Herhangi bir inanç grubunu tüm Türkiye’deki okullarda tek bir inanç üzerinden uygulamada bulundukları bir tahakküm aracı haline dönüştürmüş durumdalar.”

CANDEMİR: Bilimsel Eğitime Aykırı
Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir, söz konusu uygulamanın bir dayatma olduğunu vurgulayarak, “Öncelikle Milli Eğitim Bakanlığı, Maarif'in merkezinde Ramazan adı altında okullarda uygulanmasını istediği etkinliklerle yeni bir aşamaya geçmiştir. Bu etkinlikler, bir dinin okullar aracılığıyla topluma dayatılmasının bir başka boyutudur. Mesela, Ramazan ayı etkinlikleri değil, bir dinin ritüel ve ibadetlerinin eğitim sistemine entegre edilerek laiklik ilkesine aykırı bir şekilde uygulamasıdır. Yapılması gereken etkinlikler bu ilkeye ve bilimsel eğitime kesinlikle aykırıdır.” şeklinde konuştu.
“Toplumsal Barış Zedelenecek”
Candemir, öğrencilerin ötekileştirileceğine dikkat çekerek, kabul edilebilir bir etkinliğin söz konusu olmadığını söyledi.
Toplumsal barışın da zedeleneceği vurgusunu yapan Candemir, şu açıklamada bulundu: “Bu uygulama oruç tutmayan, Müslüman olmayan, inanmayan ve farklı dinlere mensup öğrencileri ayrıştıracak, ötekileştirecek ve toplumsal barışı zedeleyecektir. Laik bir ülkede bu tür uygulamalar kesinlikle kabul edilemez.”
Öğrenciler ve aileler, bu uygulamalar yüzünden zor durumda kalacak, öğrenciler arasında baskılara ve zorlamalara neden olacak; dışlanma ve yalnızlık gibi vakaların artması beklenmektedir. Bu, öğrencilerin eğitim-öğretim hayatlarına ve psikolojilerine olumsuz etki edecektir.
“Soyut Düşünme Yetisi Bile Olmayan Çocuklara Bu Etkinliği Yaptıramazsınız”
Candemir, çocukların psikolojisi açısından geri dönüşü olmayan zararların oluşabileceğini belirterek, “Okul öncesi eğitim alan öğrenciler, tuvalet alışkanlığı, beslenme alışkanlığı ve kişisel bakım alışkanlıklarını henüz kazanamamış çocuklardır. Soyut düşünme yetisi bile olmayan öğrencilere, belirli bir dinin ibadet ve ritüelleri üzerinden etkinlik yaptırılması kabul edilemez. Aksi durumda, çocukların psikolojik gelişimleri açısından geri dönüşü olmayan zararlar vermiş olursunuz.
Bu tür uygulamalar, laiklik ilkesine ve eğitimin bilimsel niteliğine aykırıdır. Bu uygulamalar ile okullarımız, ülkemizin çok kimlikli, çok dinli ve mezhepli yapısını yok sayarak tek bir dinin uygulama alanı haline getiriliyor.
Milli eğitim bu uygulamaya itiraz etmek isteyen, laik bir ülkede yaşamak isteyen her birey için bir zorunluluktur.” şeklinde sözlerini tamamladı.



