reklam
reklam
DOLAR44,9279% 0.1
EURO52,6225% -0.34
STERLIN60,7115% -0.05
FRANG57,3133% -0.31
ALTIN6.842,03% 0,46
BITCOIN78.976,584.459
reklam

İzmir Barosu'ndan 23 Nisan mesajı: ÇEDES ve MESEM gözden geçirilmeli

Yayınlanma Tarihi : Google News
İzmir Barosu'ndan 23 Nisan mesajı: ÇEDES ve MESEM gözden geçirilmeli
reklam

İzmir Barosu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında basın açıklaması düzenledi.

Açıklama öncesinde konuşan İzmir Barosu Başkan Yardımcısı Av. Emre Öktem “İzmir Barosu olarak çocukların daha özgürce yaşadığı herhangi bir istismara uğramadığı haklarıyla çocuk olabildiği bir Türkiye hayali kuruyoruz. Böyle bir ülke umut ediyoruz ve bunun için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

İzmir Barosu Basın Açıklaması

Açıklamayı İzmir Barosu adına Çocuk Hakları Merkezi üyesi Av. Yekta Yavuz Ekici okudu.

“ÇEDES’TEN VAZGEÇİLMELİ”

ÇEDES ve MESEM’in pedagojik ve bilimsel niteliğini zayıflatma ve çeşitliliği ortadan kaldırma riski taşıdığına değinilen açıklamada “Çocukların erken yaşta iş gücü piyasasına yönlendirilmesine yol açabilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamaları ile eğitim ortamlarının pedagojik ve bilimsel niteliğini zayıflatma ve çeşitliliği ortadan kaldırma riski taşıyan ÇEDES benzeri uygulamalardan vazgeçilmesi; çocukların güvenli, nitelikli ve eşitlikçi bir eğitim ortamına erişimini güvence altına alacak politikaların acilen hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır” denildi.

“YAPISAL SORUNLAR GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ”

Öte yandan Türkiye’yi derinden sarsan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırılarına dikkat çekilerek “Son dönemde yaşanan olaylar; eğitim, sosyal hizmetler ve çocuk hakları alanlarında karşılaşılan yapısal sorunları gözler önüne sermiş, sorunların çözümünde kaynakların etkin kullanımının, veri üretme ve izleme politikalarının geliştirilmesinin ve kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur” ifadeleri yer aldı.

“ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI GÖZETİLMELİ”

Açıklamanın tamamı şöyle:

“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, yalnızca millet iradesinin saltanata galip geldiği, Cumhuriyetin ve demokrasi kültürünün temellerinin atıldığı bir gün değil; aynı zamanda çocuklara armağan edilen, onlara karşı toplumsal sorumluluğumuzu bizlere hatırlatan millî bir bayramdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara emanet ettiği bu anlamlı miras, geleceğe duyulan güvenin ve bu toplumsal sorumluluğun en güçlü göstergesidir.

Çocukların hak ettiği refah ortamında; güvenli, sağlıklı, adil ve eşit şartlarda büyümesi yalnızca temennilerle değil, bu alanda atılacak somut ve güçlü adımların varlığıyla mümkün olabilecektir. Son dönemde yaşanan olaylar; eğitim, sosyal hizmetler ve çocuk hakları alanlarında karşılaşılan yapısal sorunları gözler önüne sermiş, sorunların çözümünde kaynakların etkin kullanımının, veri üretme ve izleme politikalarının geliştirilmesinin ve kurumsal kapasitelerin güçlendirilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Unutulmamalıdır ki; çocukların din, dil, ırk, cinsiyet ve engellilik durumları fark etmeksizin sahip oldukları hakların kendilerine sunulması, yalnızca 23 Nisanlarda yapılan temenni konuşmalarıyla değil; bugünün ihtiyaçlarını doğru analiz ederek geleceğe yönelik kararlı adımlar atmakla mümkün olacaktır. Bu doğrultuda; mevcut uygulamaların gözden geçirilmesi, bilimsel veriye dayalı ve kapsayıcı çocuk politikalarının geliştirilmesi tüm kurum ve paydaşların ortak sorumluluğudur.

Çocuk Hakları Merkezi Açıklaması

Yanı sıra; bilimsel, akılcı ve laik eğitim anlayışının güçlendirilmesi; çocukların eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi, farklılıklara saygı duyan bireyler olarak yetişmesi ve demokratik toplum düzeninin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır. Eğitim sisteminin evrensel bilim ilkeleri doğrultusunda, çağdaş pedagojik yaklaşımlar temelinde ve fırsat eşitliğini gözeten bir anlayışla geliştirilmesi gerekliliği göz ardı edilmemelidir.

Bu çerçevede; çocukların üstün yararını esas almayan, eğitim hakkını zedeleyen ve çocukların gelişimsel ihtiyaçlarıyla bağdaşmayan uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiği açıktır. Özellikle çocukların erken yaşta iş gücü piyasasına yönlendirilmesine yol açabilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamaları ile eğitim ortamlarının pedagojik ve bilimsel niteliğini zayıflatma ve çeşitliliği ortadan kaldırma riski taşıyan ÇEDES benzeri uygulamalardan vazgeçilmesi; çocukların güvenli, nitelikli ve eşitlikçi bir eğitim ortamına erişimini güvence altına alacak politikaların acilen hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ancak ne yazık ki önleyici politikaların yetersizliği ve denetimsizlik sonucunda çocukların yaşam haklarının ellerinden alındığını, çocuk temelli hakların yetişkinlerin yararına gölgelendiğini ve kurumların Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile Çocuk Koruma Kanunu kapsamında uygulanması gereken politikaları yalnızca kâğıt üzerinde kalan birer formalite olarak değerlendirdiğine dair örnekleri kaygıyla izlemekteyiz. Son yaşananlar; eğitim ortamlarının ve çocuk yaşam alanlarının güvenlik bakımından güçlendirilmesi gerektiğini de açıkça göstermektedir.

Engelli çocuklar açısından ise tablo daha da ağırlaşmaktadır. Engelli çocukların eğitime, sağlığa, sosyal hizmetlere ve adalete eşit erişimi halen sağlanamamıştır. Kapsayıcı eğitim uygulamalarının yetersizliği, erken müdahale hizmetlerine erişimdeki sınırlılıklar, destek hizmetlerin süreklilik göstermemesi ve kamusal alanların erişilebilir olmaması, engelli çocukların toplumsal yaşama tam ve etkin katılımını engellemektedir. Engelli çocuklar çoğu zaman görünmez kılınmakta; maruz kaldıkları ihmal, istismar ve hak ihlalleri yeterince kayıt altına alınmamakta ve izlenememektedir. Bu nedenle engelli çocukların üstün yararını gözeten, veri temelli, erişilebilir ve kapsayıcı politikaların ivedilikle hayata geçirilmesi bir tercih değil, hukuki ve toplumsal bir zorunluluktur.

“ÇOCUK HAKLARINI YALNIZCA SONUÇLAR ÜZERİNDEN TARTIŞMAK ÇÖZÜM DEĞİL”

Çocukların her türlü riskten uzak, sağlıklı ve sahibi olduğu tüm haklarıyla beraber büyümesi devletin en temel sorumluluklarından biridir. Olaylar sonrasında önlem almak değerlidir, ancak yeterli değildir. Çocuk haklarını yalnızca sonuçlar üzerinden tartışmak, bugüne kadar çözüm olmadığı gibi bundan sonra da çözüm olmayacaktır. Son dönemde yaşanan olayların ardından, bilimsel dayanağı bulunmayan biçimde otizm, DEHB, dijital oyunlar veya akran zorbalığı gibi kavramların genelleyici ve dışlayıcı söylemlerle “neden” olarak gösterilmesi; kaynaştırma öğrencileri başta olmak üzere, çocukların hedef hâline getirilmesine yol açmakta ve asıl sorumluları görünmez kılmaktadır.

İzmir Barosu olarak; çocuklar için öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin, istisnasız korunmaya ihtiyaç duyan her çocuk için uygulanmasının; sorunların henüz ortaya çıkmadan çözülmesinin temel unsuru olduğunu bir kez daha hatırlatarak, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara emanet ettiği bu anlamlı mirasın ışığında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutlarız.”

reklam

YORUM YAP