

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm'ün danışmanlığında yapılan araştırmada, heyelanların ölümlere yol açmasının büyük ölçüde insan faaliyetleri ve arazi kullanım değişimiyle ilgili olduğu belirlendi.
Dünyadaki ölümcül heyelanları konu alan iki yıllık kapsamlı çalışma, Ankara Üniversitesi Ayaş Meslek Yüksekokulu Mimarlık ve Şehir Planlama Bölümü Coğrafi Bilgi Sistemleri Programı Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Seçkin Fidan'ın liderliğinde yürütüldü.
Toplam 46 ülkedeki heyelanların, yaklaşık 60 yıllık arazi kullanımı değişimi ve 45 yıllık nüfus verileri ile birlikte analiz edildiği araştırmanın sonuçları, prestijli bilim dergilerinden Science Advances'ta yayımlandı.
Araştırmaya göre heyelan kaynaklı can kayıplarını, topoğrafya ve yağış gibi doğal etkenlerden çok, arazi kullanımı ve ekonomik gelişmişlik düzeyi belirlerken; ormansızlaşma, tarım alanlarının genişletilmesi ve plansız kentleşme gibi müdahaleler, yamaçların doğal dengesini bozarak can kayıplarını artıran temel faktörler arasında yer alıyor.
Düşük gelirli ülkelerde dağlık alanların yaklaşık yüzde 50'sinin insan etkisine açıldığı, yüksek gelirli ülkelerde ise bu oranın yüzde 7 civarında kaldığı görülmekte; arazi dönüşümünün yoğun olduğu ülkelerde heyelan kaynaklı ölümlerin de belirgin şekilde arttığı vurgulanmaktadır.
Haiti, Sri Lanka ve El Salvador gibi ülkelerde yoğun arazi kullanımı değişimi ile yüksek can kayıpları arasında güçlü bir ilişki tespit edilirken, İsviçre, Japonya, Avusturya ve Güney Kore gibi benzer topoğrafyaya sahip ülkelerde etkin arazi planlaması sayesinde can kayıplarının düşük seviyelerde kaldığı saptandı.
– Ölümcül heyelanlar topografya, iklim ve insan baskısıyla birlikte değerlendirildi
Çalışmanın ayrıntılarını paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Seçkin Fidan, ilk olarak Türkiye'deki ölümcül heyelanlara yönelik bir veri tabanı oluşturma ihtiyacından yola çıktıklarını, ardından ölümcül heyelanları küresel ölçekte ele aldıklarını söyledi.
Küresel ölçekte açık erişimli verilerde önemli bir boşluk tespit ettiklerini, mevcut veri setlerinin topografya, iklim ve insan baskısını birlikte değerlendirmediğini belirten Fidan, bu eksikliğin çalışmanın yönünü belirlediğini ve ölümcül heyelanları söz konusu üç faktörle birlikte ele alan bir model geliştirdiklerini aktardı.
Heyelanların yaklaşık yüzde 80 ila 85'inin dağlık bölgelerde meydana geldiğini, kendilerinin de en az 5 ölümcül heyelan kaydı bulunan ülkelerin dağlık bölgelerini incelediklerini anlatan Fidan, yaklaşık 60 yıllık arazi örtüsü ve 45 yıllık nüfus değişimi verisi kullandıklarını kaydetti.
Elde edilen sonuçların arazi örtüsü değişimiyle ölümcül heyelanlar arasında güçlü bir ilişki ortaya koyduğunu ifade eden Fidan, “Çalışmanın en önemli bulgularından biri, insan etkisinin belirleyici rolü oldu. Arazi kullanımında değişim oranı arttıkça hem heyelan sayısı hem de can kayıpları yükseliyor. Ölümcül heyelanlar sadece yağış, eğim veya jeolojik koşullarla açıklanamaz, insan etkisini hesaba katmadan doğru bir değerlendirme yapılamaz.” diye konuştu.
Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde arazi kullanımı değişiminin, topografya ve yağıştan daha güçlü bir etki gösterdiğini dile getiren Fidan, aynı doğal koşullar altında farklı sonuçların insan müdahalesiyle ortaya çıktığını vurguladı.
Çalışmanın, aynı gelir grubu içinde dahi farklılıklar ortaya koyduğundan bahseden Fidan, “İsviçre ile Fransa karşılaştırmasında, İsviçre'de arazi örtüsü değişimi daha yüksek olduğu için ölümcül heyelan ve can kaybı yoğunlukları da Fransa'dan daha yüksek.” dedi.
“İNSAN FAALİYETLERİ DOĞAL DENGEYİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR”
Prof. Dr. Tolga Görüm, belirli eğim koşullarında ortaya çıkan ölümcül heyelanları, doğal ve insan kaynaklı faktörlerin tetiklediğini belirtti.
Görüm, “Deprem ve volkanik faaliyetler gibi sismik olaylar, aşırı yağış ve ani kar erimeleri gibi hidrolojik süreçler doğal tetikleyicilerdir. Bunun yanında yol açma, maden faaliyetleri ve altyapı kazıları gibi insan müdahaleleri de heyelanları tetikleyebilir.” şeklinde konuştu.
Ölümcül heyelanların, yerleşim alanlarıyla çakıştığı durumlarda can kayıplarına yol açtığına işaret eden Görüm, Türkiye'de son yıllarda yaşanan Arhavi ve Doğu Karadeniz ile Hakkari ve Mersin'deki heyelanların bu duruma örnek oluşturduğunu bildirdi.
Heyelanların yalnızca aşırı yağış gibi kısa vadeli tetikleyicilerle açıklanamayacağına ve uzun vadeli arazi kullanım değişimlerinin kritik rol oynadığına dikkati çeken Görüm, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karadeniz'de geçmişte orman olan alanların çay ve fındık plantasyonlarına dönüşmesi, kök sisteminin zayıflaması nedeniyle toprağın stabilitesini etkiliyor. Araziyi değiştiren insan faaliyetleri doğal dengeyi yeniden şekillendirirken, yeni yollar açılması, eğimin değiştirilmesi ve bitki örtüsünün dönüşmesi, ortamın hassasiyetini artırıyor. İklim değişiyor ancak insan, ortamı çok daha hızlı değiştirme gücüne sahip.”
“GELİR ADALETSİZLİĞİ VE ZAYIF YASAL DÜZENLEMELER RİSK ARTIRICI FAKTÖRLER”
Tarımsal faaliyetlerde kullanılan gübrelerin ve toprak işleme yöntemlerinin dahi eğimli arazilerde heyelan süreçlerini etkileyebildiğinden bahseden Görüm, gelir düzeyi düşük bölgelerde doğal kaynaklara daha yoğun baskı uygulandığını aktardı.
Görüm, şu tespitlerde bulundu:
“Ormanların ekonomik değer için hızlı şekilde kesilmesi, madencilik faaliyetleri ve plansız arazi kullanımı heyelan riskini artırıyor. Altyapı eksikliğinin de riskleri büyütüyor. Gelir adaletsizliği ve zayıf yasal düzenlemeler de risk artırıcı faktörler arasında yer alıyor. Ekonomik koşullar, arazi kullanımının ne kadar hızlı değişeceğini belirleyen temel unsurlardan biri.”
Türkiye'nin Avrupa'da en fazla heyelan kaynaklı can kaybı yaşayan ülkelerden biri olduğunu belirten Görüm, afet sonrası müdahalede başarılı olunsa da risk azaltma aşamasında yetersiz kalındığı yorumunu yaptı.
Orta seviyede risk profiline sahip Türkiye'de 1980'lerden itibaren artan arazi kullanım değişikliklerinin heyelan riskini etkilediğini kaydeden Görüm, ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 58'inin dağlık ve engebeli alanlardan oluştuğunu ve bunun doğal riskleri artıran bir faktör olduğunu vurguladı.
Doğa temelli çözümlerle desteklenen planlı arazi yönetiminin kritik olduğunu ifade eden Görüm, risk azaltma odaklı politikaların güçlendirilmesi, ulusal ve yerel ölçekte heyelan risk haritalarının hazırlanması, arazi kullanım planlamasının geliştirilmesi ve erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması önerilerinde bulundu.



