reklam
reklam
DOLAR43,0482% 0.03
EURO50,3310% 0.05
STERLIN57,9507% -0.07
FRANG53,9316% -0.05
ALTIN6.143,02% -0,27
BITCOIN89.885,22-1.863
reklam

Eğitim Sen İzmir'den Milli Eğitime Sert Tepki: Okullar Dini Yapıların Etkinlik Alanı Değildir!

Yayınlanma Tarihi : Google News
Eğitim Sen İzmir'den Milli Eğitime Sert Tepki: Okullar Dini Yapıların Etkinlik Alanı Değildir!
reklam

Eğitim Sen İzmir 2 No'lu Şube, yaptığı açıklamada, Ensar Vakfı gibi kuruluşlarla gerçekleştirilen iş birliklerinin laik ve bilimsel eğitim anlayışına açıkça karşı olduğunu ifade etti.

Açıklamada, 2016 yılında Karaman’da yaşanan ve kamuoyunda büyük bir yankı bulan çocuk istismarı davasıyla gündeme gelen Ensar Vakfı'na, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik “Sana Emanet” adlı bilgi yarışması düzenleme izni verilmesi eleştirildi. Ayrıca, İzmir’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol çerçevesinde vakıf temsilcilerinin okullarda “Kudüs” temalı seminerler vermesi de hatırlatıldı.

Sendika, dini vakıf ve cemaatlerin okullarda gerçekleştirdikleri etkinliklerin eğitim sistemi içinde paralel bir dini yapı oluşturarak, bilimsel ve laik eğitim anlayışına zarar verdiğini vurguladı. Çocukların gelişim düzeyleri dikkate alınmadan yürütülen bu etkinliklerin, aslında dini propaganda amacı taşıdığını söyledi.

Açıklamada, laikliğin, tüm inançlara eşit mesafe ile yaklaşmanın güvencesi olduğu belirtilerek, devletin eğitim ile dini faaliyetleri kesin bir şekilde ayırması gerektiği ifade edildi. Eğitim politikalarının bilimsel veriler, eleştirel düşünce ve çocukların üstün yararı doğrultusunda şekillendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Eğitim Sen, MEB’in görevlerinin arasında dini dernek ve vakıfların okul içindeki etkinliklerini düzenlemenin değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmenin olduğunu belirtti. Bu bağlamda okullarda dini içerikli tüm etkinliklerin sona erdirilmesi çağrısı yapıldı.

Eğitim Sen 2 No'lu Şube'in yaptığı açıklamanın tamamı ise şöyle:
“Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin uzun yıllardır dini vakıf ve cemaatlerle kurduğu protokoller aracılığıyla okulları bu yapıların etkinlik alanı haline dönüştürdüğü bilinmektedir. Özellikle Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerinin yaygınlaştırılması için yoğun bir çaba sarf edildiği gözlemlenmektedir.
Kamuoyunun yakından bildiği üzere, 2016 yılında Karaman’da 9-10 yaşlarındaki 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı ve sanıkların toplamda 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı skandala adı karışan Ensar Vakfı’na, MEB tarafından ülke genelindeki ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik “Sana Emanet” başlığıyla bir bilgi yarışması düzenleme izni verilmiştir. Bunun yanı sıra İzmir’de de İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol çerçevesinde Ensar Vakfı görevlilerinin sınıflara girerek öğrencilere “Kudüs” konulu seminerler verdiği kamuoyuna yansımıştır.
Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanı olarak belirlemesi, yıllar içinde dinselleşen eğitim sistemi içinde paralel bir dini eğitim yapısının oluşmasına yol açmaktadır. Çocukların bilişsel ve duygusal gelişimleri göz önünde bulundurulmaksızın gerçekleştirilen bu tür faaliyetlerin temel amacının öğrencilere yönelik dini propaganda olduğu açıktır.

Eğitim sistemi, toplumdaki tüm din ve inançlardan bireylerin eşit koşullarda bir arada yaşayabilmesine olanak tanıyacak şekilde düzenlenmelidir. Laiklik, herhangi bir dini grup ya da mezhebe ayrıcalık tanımadan, tüm inançlar arasında eşitliği sağlamanın temel güvencesidir. Bu nedenle devletin ve devlet kurumlarının bütün din ve inançlara eşit mesafede durması, eğitim faaliyetleri ile dini içerikli etkinlikleri kesin bir şekilde ayırması zorunludur.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın temel görevi; çocukları ve gençleri evrensel değerler doğrultusunda yetiştirmek, temel insan haklarını gözetmek ve çocukların üstün yararını esas almak olmalıdır. Eğitim politikaları, eleştirel düşünceyi geliştiren, bilimsel bilgiye erişimi sağlayan ve çocukların kendilerini özgürce ifade edebilmelerine imkân tanıyan bir anlayışla yürütülmelidir. Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı dini kurumlara veya dini referanslara göre değil, bilimsel gerçekler ve toplumsal ihtiyaçlar temelinde düzenlemelidir.
Okullar, dini kural ve faaliyetlerin değil, bilimsel bilginin, pedagojik ilkelerin ve kamusal eğitimin esas alındığı kurumlardır. MEB’in sorumluluğu, dini dernek ve vakıfların okul içindeki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı ve kamuya açık çözümler üretmektir. Bu nedenle okullarda, hangi ad altında olursa olsun dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmelidir.

Eğitim-Sen olarak, bu karanlık kuşatmaya karşı sessiz kalmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz. Okullarımızın tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüştürülmesine asla izin vermeyeceğiz. Velileri, çocuklarını “seminer” adı altında yürütülen ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocukların eğitim hakkına ve laik, bilimsel eğitime sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çocuklarımızı karanlığa, okullarımızı tarikatlara, cemaatlere ve vakıflara teslim etmeyeceğiz!”

reklam

YORUM YAP