reklam
reklam
DOLAR44,6304% 0.11
EURO52,5769% 0.46
STERLIN60,2952% 0.18
FRANG56,5729% 0.29
ALTIN6.812,73% -0,26
BITCOIN71.154,46-2.432
reklam

Kısıtlı çoğulculuk: Avrupa’nın otoriter rejimleri!

Yayınlanma Tarihi : Google News
Kısıtlı çoğulculuk: Avrupa’nın otoriter rejimleri!
reklam

Siyasi katılımın kontrol altında tutulması ve sınırlı olması, muhalefete uygulanan yoğun baskı ve istikrar vaadi gibi ortak özellikleriyle benzerlerinden ayrılan otoriter rejimler, günümüzde özellikle eski Sovyet bloku ülkelerinin yer aldığı Doğu ve Orta Avrupa’da yoğunlaşıyor. Uzun iktidar süreleri, tartışmalı seçimler ve siyasallaşmış yargı organları nedeniyle demokratik meşruiyetleri sorgulanan Rusya, Belarus ve Macaristan örneğinden hareketle Avrupa’nın otoriter rejimleri ve liderlerine daha yakından bakıyoruz.

Rusya / Vladimir Putin (2000 – Günümüz)

2000 yılından beri fiilen Rusya’nın liderliğini üstlenen Vladimir Putin, 1999-2000 yılları arasında geçici başkan ve 2012’ye kadar başbakan, 2012’den sonra da Rusya Devlet Başkanı olarak iktidarını korumayı başardı. Sovyet dönemi sonrası kargaşanın etkilerinin sürdüğü ilk iktidar yıllarında liberaller ve Rus siyasetinin diğer bileşenleriyle göreli olumlu bir ilişki içinde olan Putin, 2011-2013 Bolotnaya Meydanı protestolarından sonra hızla otoriterleşti.

Bu tarihten itibaren, yasalara, kurallara ve düzenlemelere uyma ve saygı göstermeyi ön koşul olarak gören, bireysel özgürlükler ile insan haklarının artık demokratik bir toplum için ön koşul olmadığı yeni bir “Rus demokrasisi” kavramı ortaya kondu. Rus yasaları bu yeni “demokrasi” kavramına göre değiştirilirken Putin rejimi, muhalefetin sert biçimde kontrol altına alındığı, ‘marjinal’ bulduğu toplumsal kesimlerin sistem dışına itildiği, tartışmalı seçimlerin yapıldığı ve anti demokratik uygulamaların rutine dönüştüğü bir gerçeklik inşa etti.

Bu süre zarfında Putin iktidarını tartışılmaz bir konuma getirirken, muhalif siyasetçi ve sanatçıların keyfi uygulamalarla hapse girmesi, hatta öldürülmesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının fiilen ortadan kalkması gibi gelişmeler Rusya’ya Batı’dan yükselen demokrasi eleştirilerinin temelini oluşturuyor.

Belarus / Aleksandr Lukaşenko (1996 – Günümüz)

1996 yılından beri ülke siyasetindeki gücünü koruyan Aleksandr Lukaşenko liderliğindeki Beyaz Rusya, Avrupa’nın en otoriter rejimi olarak kabul ediliyor. Lukaşenko Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra yapılan 2001 seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçildi. 2004 yılında, cumhurbaşkanının iki dönemden fazla görev yapmasına izin veren referandumdan da zaferle çıkan Lukaşenko, 2006'da muhalif parti ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan Birleşik Demokratik Güçler’in, cumhurbaşkanlığı yarışında demokrasi yanlısı aday Alyaksandr Milinkevich'i desteklemesine rağmen oyların yaklaşık %83'ünü alarak yeniden seçildi. Gerek referandum gerekse düzenlenen seçimler bağımsız gözlemciler tarafından ‘tartışmalı’ ve ‘anti demokratik’ olarak nitelendirildi.

Sonuçları kınayan Belarus içindeki muhalif gruplar ve uluslararası gözlemciler, cumhurbaşkanını kampanya sırasında medyayı manipüle etmek ve rakiplerini sindirmek için olağanüstü yetkilerini kullanmakla suçladı; hatta muhalif kampanya ekiplerinin bazı üyelerinin gözaltına alındığı ve dövüldüğü bildirildi.

Lukaşenko iktidarı boyunca demokratik olmayan seçimler ile siyasi muhalefeti ve basını sessizleştiren uygulamalarıyla gündemden düşmedi. Süreç boyunca siyasi muhalefetin liderleri genellikle sürgüne gittikleri ülkelerden mesajlarını iletirken, Belarus içinde ortaya çıkan hükümet karşıtı figürler zaman zaman dövüldü, hapse atıldı veya yetkililer tarafından yakalandı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı.

Son olarak 2022 yılında siyaseten yakın ilişkiler kurduğu Rusya’nın Ukrayna ile savaşının yarattığı toz duman içinde Belarus anayasasında değişiklik yapılması için bir referandum daha düzenleyen Lukaşenko, ülkesinin tarafsız güç statüsünden resmen vazgeçti ve nükleer silahlar da dahil olmak üzere kalıcı bir Rus garnizonuna ev sahipliği yapmaya başladı. Ancak referandumun en önemli sonucu, yeni anayasayla Lukaşenko'ya ömür boyu dokunulmazlık sağlanması oldu.

Macaristan / Viktor Orban (2010 – Günümüz)

2010 seçimlerinde Orban'ın muhafazakar Fidesz partisi oyların yüzde 52,7'sini kazanmasına rağmen seçim sisteminin kendine özgü unsurları nedeniyle parlamentoda %68'lik çoğunluğu elde etti. O tarihten itibaren 16 yıldır kesintisiz şekilde Macaristan’ı yöneten Orban, ülkeyi Avrupa Birliği değerlerinden hızla uzaklaştırmakla eleştiriliyor. Görevdeki ilk yılında anayasayı tam on iki kez değiştiren Orban, geleneksel değerlere, milliyetçiliğe ve Hristiyanlığa yapılan atıflara yaslandığı yönetim biçimiyle dikkat çekti.

İlginç biçimde hem Rusya hem de ABD ile iyi ilişkiler kuran ve milli – manevi değerler ekseninde otoriter rejimlerle yakınlaşan Orban, “Batı tarafından benimsenen liberal dogmalardan ve ideolojilerden koparak ve kendimizi onlardan bağımsız tutarak, topluluğumuzu önümüzdeki on yıllar boyunca büyük küresel yarışta rekabetçi hale getirebilecek yeni Macar devletinin, topluluk örgütlenmesinin biçimini bulmaya çalışıyoruz” gibi açıklamalarıyla AB ülkelerinin tepkisini çekti.

Özellikle 2011’de gerçekleşen anayasa değişiklikleri ile yasama ve yürütme gücünü merkezileştirmek, sivil özgürlükleri kısıtlamak, ifade özgürlüğünü sınırlamak ve Anayasa Mahkemesi ile yargıyı zayıflatmakla suçlanan Orban, devleti atomistik bireylerin özgür bir birliği olarak gören klasik liberal devlet teorisini reddederek, devletin ulusal topluluğu örgütleme, canlandırma ve hatta inşa etme aracı olarak kullanılmasını savundu.

2023 yılında Avrupa’da yolsuzluk sıralamasının birinci basamağına yerleşen Macaristan, 2010 ve 2020 yılları arasında, Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 69 sıra, Demokrasi Endeksi'nde ise 11 sıra geriledi. 2019 yılında Freedom House, ülkenin derecesini “özgür”den “kısmen özgür”e düşürdü. Freedom House'un Nations in Transit 2020 raporu da Macaristan'ı ‘demokrasiden geçiş’ veya ‘hibrit’ rejim olarak sınıflandırdı. 2022'de Avrupa Parlamentosu, Macaristan'ın artık tam bir demokrasi olarak kabul edilemeyeceğini ve ülkenin seçimsel bir otokrasi haline geldiğini açıkladı.

reklam

YORUM YAP