

İzmir'de baharın geldiğini ağaçlardan önce pazar tezgahlarından anlaşılır. Ege insanının o meşhur rahatlığının ve sağlığının kaynağı aslında zeytinyağıyla buluşan o yemyeşil otlarda saklı. Hazır yaz da geliyorken bol yeşillikli sofraların vazgeçilmezlerini açıklıyoruz.
ŞEVKETİ BOSTAN
Tire veya Bostanlı pazarına yolun düştüğünde o yeşil renk cümbüşü insanı hemen içine çeker. Şevketi bostan bu yeşil dünyanın en kıymetli üyelerinden biri mesela. Dikenli yapısı dışarıdan sert görünse de kuzu etiyle piştiğinde veya zeytinyağlı terbiyesi yapıldığında damakta yumuşacık bir tat bırakır.

DENİZ BÖRÜLCESİ VE ARAPSAÇI
Deniz börülcesini de es geçmek olmaz. Köklerinde denizin tuzunu taşıyan bu bitkiyi fazla yormadan, sadece hafifçe haşlayıp üzerine bol limon, sarımsak ve sızma zeytinyağı gezdirerek sofraya getirmek yeterlidir keyfini çıkarmak için. Yanında bir de arapsaçı varsa sofra tamamlanır. Anasona benzeyen keskin kokusu ilk başta herkese hitap etmeyebilir ama etle piştiğinde yarattığı o uyum, Ege mutfağının en özgün tatlarından birini ortaya çıkarıyor.

KARAHİNDİBA, TURP VE HARDAL OTU
Balık sofralarının başrolünde ise her zaman radika, yani karahindiba var. O hafif acımsı tadı midenizi rahatlatırken zeytinyağıyla birleşip harika bir denge kurar. Turp otu ve hardal otu da aynı şekilde hafifçe haşlanıp ekşili bir salata olarak sofranın en ferah köşesinde yerini alır.

YAN LEZZETLER: SARIMSAK, LİMON VE ZEYTİNYAĞI
Bu otları pişirirken aslında tek yapılması gereken doğallığı bozmamak. Otları uzun uzun kaynatıp renklerini ve canlarını almamak gerekiyor. Kısa bir haşlama işleminin ardından buz gibi suya atarak o canlı yeşil rengi korumak en güzel yöntem. Sonrasında eklenecekler belli; yörenin sızma zeytinyağı, taze sıkılmış limon ve biraz dövülmüş sarımsak. Bu üçlü otların tüm lezzetini kendiliğinden yukarı taşıyor.
Zaten buralarda ot sadece manavdan alınan bir malzeme değil. Hafta sonu çoluk çocuk kırlara çıkıp sepetlerle ot toplamak, toprağa dokunmak başlı başına bir yaşam tarzı. Alaçatı Ot Festivali gibi zamanlarda da insanlar aslında bu köklü geleneği yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyor.




