

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitici yetiştirme sisteminde dönüşümün bir parçası olarak 13 Nisan’da uygulamaya konacak olan ‘Milli Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı’na tepki gösterdi. Sendika, yeni modelin öğretmen yetiştirme sistemini güçlendirmediğini, aksine tasfiye ettiğini belirtti. Uygulamanın öğretmenlik mesleğinin kamusal niteliğine siyasal bir müdahale olduğunu vurguladı.
“Mesleğe Siyasal Müdahale”
Eğitim Sen’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan ve 13 Nisan 2026 itibarıyla başlatılacak “Milli Eğitim Akademisi Hazırlık Eğitimi Programı”, öğretmen yetiştirme sistemine yönelik bir dönüşümün parçasıdır. Ankara, İstanbul, Aksaray, Gaziantep, Erzurum, Sivas ve Kayseri’de kurulan eğitim ve uygulama merkezleri aracılığıyla başlatılan bu süreç, yalnızca yeni bir eğitim modeli değil, öğretmenlik mesleğinin tarihsel, kurumsal ve kamusal niteliğini hedef alan siyasal bir müdahaledir.
“Bilimsel Birikimin İnkârı!”
Eğitim Sen, bu modelin öğretmen yetiştirme sistemini güçlendirmediği, aksine tasfiye ettiğini belirtti. Yıllarını eğitim fakültelerinde geçiren, pedagojik formasyon alan ve staj süreçlerini tamamlayan yüz binlerce öğretmen adayı, bu sistemle birlikte yeniden “yeterlilik” süzgecine tabi tutulmaktadır. Bu durum, yalnızca öğretmen adaylarının emeğini değersizleştirmekte değil, aynı zamanda üniversitelerin ve eğitim fakültelerinin toplumsal işlevini fiilen ortadan kaldırmaktadır. Diplomaların geçersizleştirilmesi anlamına gelen bu yaklaşım, bilimsel ve pedagojik birikimin inkârıdır.
“Liyakat Yerine Sadakat!”
Milli Eğitim Akademisi’nin içeriği, müfredatı ve işleyişi kamuoyundan gizlenmektedir. Şeffaflıktan uzak bu yapı, bilimsel ölçütler yerine siyasal kriterlerin belirleyici olduğu bir mekanizmaya işaret etmektedir. Atama ve değerlendirme süreçlerinde liyakat yerine sadakatin esas alınacağına dair güçlü emareler, öğretmenlik mesleğini doğrudan siyasal iktidarın vesayeti altına sokmaktadır. Bu, yalnızca bir meslek politikası değil, aynı zamanda eğitimin ideolojik olarak yeniden biçimlendirilmesi girişimidir.
“İstihdam Değil Tasfiye Politikası”
Öte yandan mevcut tablo, bu modelin ne kadar büyük bir çelişki üzerine kurulduğunu göstermektedir. Bir yandan “öğretmen açığı yok” söylemi dillendirilirken, diğer yandan yaklaşık 90 bin ücretli öğretmen güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Atama bekleyen öğretmen sayısı 1 milyona yaklaşmışken, önümüzdeki iki yıl için yalnızca 10 bin atama planlanması, bu sistemin bir istihdam politikası değil, açıkça elemeye dayalı bir tasfiye politikası olduğunu ortaya koymaktadır.
“Güvencesiz, Düşük Ücretli ve Belirsiz Bir Gelecek”
Akademi sürecinde öğretmen adaylarına öngörülen 32 bin 351 TL’lik ücret, günümüz ekonomik koşullarında yaşamın en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan uzaktır. Büyükşehirlerde barınma, ulaşım ve beslenme gibi temel giderler göz önüne alındığında, bu ücret açık bir yoksullaştırma politikasıdır. Barınma sorununa dair herhangi bir kamusal çözüm sunulmamakta ve adaylar tamamen piyasa koşullarına terk edilmektedir. Daha da vahimi, bu sürecin sonunda herhangi bir atama güvencesinin bulunmamasıdır. Öğretmen adayları, güvencesiz, düşük ücretli ve belirsiz bir geleceğe mahkûm edilmektedir.
“Kamu Eğitim İlkesi Üzerine Açık Saldırı”
Bu modelle Türkiye’nin yüz yılı aşan tarihsel öğretmen yetiştirme birikimi tasfiye edilmektedir. Dünyada benzeri bulunmayan bu uygulama, pedagojik ihtiyaçlardan değil, siyasal ve ideolojik tercihlerden beslenmektedir. Eğitim fakültelerini işlevsizleştiren ve öğretmenliği bir “eleme süreci”ne indirgeyen bu yaklaşım, eşit, demokratik ve kamusal eğitim ilkesine açık bir saldırıdır. Açıktır ki; öğretmen yetiştirme sürecinin parçalanması, mesleğin güvencesizleştirilmesi ve liyakat ilkesinin ortadan kaldırılması, yalnızca öğretmen adaylarının değil, toplumun tümünün geleceğini doğrudan etkileyecektir.
“Temel İlkeleri Her Koşulda Savunacağız”
Eğitim Sen, bir kez daha ifade ediyor: Eğitimin piyasalaştırılmasına, öğretmenliğin itibarsızlaştırılmasına ve siyasal kadrolaşmanın kurumsallaştırılmasına izin vermeyeceğiz. Öğretmenlik mesleğinin onurunu, güvenceli çalışma hakkını ve kamusal eğitimin temel ilkelerini her koşulda savunmaya devam edeceğiz. Tüm eğitim emekçilerini ve öğretmen adaylarını; emeğimize, mesleğimize ve geleceğimize sahip çıkmak üzere birlikte mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.



