reklam
reklam
DOLAR45,5977% 0.19
EURO53,2744% -0.3
STERLIN61,0671% -0.53
FRANG57,9808% -0.17
ALTIN6.644,89% -2,19
BITCOIN78.977,26-2.506
reklam

Tunç Soyer’den Cezaevi Günlüğü: Kaderine Sahip Çıkmayanlar Başkalarının Gölgesinde Yaşar

Yayınlanma Tarihi : Google News
Tunç Soyer’den Cezaevi Günlüğü: Kaderine Sahip Çıkmayanlar Başkalarının Gölgesinde Yaşar
reklam

İZBETON operasyonları çerçevesinde tutuklanan ve İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Tunç Soyer, cezaevinden sosyal medya aracılığıyla kapitalist gerçeklik ve demokrasi üzerine dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Tunç Soyer’den Cezaevi Günlüğü: Kaderine Sahip Çıkmayanlar Başkalarının Gölgesinde Yaşar

Tunç Soyer, İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunduğu dönemde kaleme aldığı 4 Ağustos 2025 tarihli “Cezaevi Günlüğü” ile kapitalist gerçeklik, demokrasi ve Türkiye’nin siyasi yapısına dair derinlemesine analizini paylaştı. Soyer paylaşımında şu sözlere yer verdi: “Mark Fisher, yazar ve akademisyen, ‘Kapitalist Gerçeklik, Başka Alternatif Yok Mu?’ kitabına ‘Dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolaydır.’ diyerek başlıyor. ‘Kapitalist Gerçeklik, sanatla veya reklamcılığın kullandığı propagandist yöntemlerle sınırlanamaz. Hem kültürün üretimini hem de iş ve eğitim sistemini belirleyen, düşünce ve eylemi kısıtlayan bir atmosferle karşı karşıyayız’ diyor. Son otuz yıldır, kapitalist gerçeklik anlayışı, sağlık ve eğitim dahil tüm toplumsal unsurların bir şirket gibi yönetilmesi gerektiğini tüm dünyaya kabul ettirdi. Kayıp istikrar ve toplumsal düzen; ‘Demokrasimizin sorunları var ama kanlı bir diktatörlükten iyidir.’ kabulünü her alanda yaygınlaştırdı. Bu kabul, Türkiye de dahil birçok ülkede başkanlık sisteminin, belirsizliklerle dolu bir dünyada güvenli bir liman olarak algılanmasına neden oldu.

Demokrasi Bir Armağan mıydı?

Siyaset bilimci Robert Dahl’a göre, demokrasinin kalıcı olduğu toplumlarda halk bu düzeni kendi mücadelesiyle elde etmiştir. Oysa Türkiye, güçlü lider Atatürk’ün önderliğinde yaşanan modernleşme ile demokrasiyi ‘bir armağan’ olarak benimsemiş; bu da sahiplenmeyi ve korumayı zayıflatan bir gerekçe haline gelmiştir. Osmanlı dönemindeki merkeziyetçi yapının, demokrasiden uzaklaşmayı ve ‘koruyucu lider’ arayışını pekiştirdiği bir gerçek. 1990’larda yaşanan koalisyon hükümetleri ve ekonomik krizler ise istikrar arayışını artırarak, kendine özgü bir başkanlık sisteminin getirilmesine olanak tanıdı. Türkiye'deki muhalefetin ne yapmasına gerektiğine geçmeden önce, kapitalist gerçekçiliğe nasıl bir strateji geliştirilmesi gerektiği üzerinde durmak istiyorum. Neoliberalizm kaçınılmaz olarak kapitalist gerçekçi bir yaklaşımdır. Fisher, ‘Kapitalizmin sunduğu gerçeklerin ardındaki hakikatleri ortaya koymak gereklidir.’ diyor. İklim krizi, bu hakikatin bir parçasıdır. Kapitalizm ile iklim krizi arasındaki ilişki, geçici ya da tesadüfi değildir. Sermayenin sürekli genişleyen pazar ihtiyacı ve ‘büyüme fetişi’, kapitalizmin doğası gereği sürdürülebilirlik kavramına karşı olduğu anlamına gelir. Ayrıca, kapitalizmin iki diğer tıkanma noktası da vardır: Zihinsel sağlık ve Bürokrasi. Bu sistemde özellikle gençlerin karşılaştığı sorunlar, kişisel hastalıklardan ziyade, düzenin yarattığı bozukluklardır. Örneğin, Birleşik Krallık’ta psikiyatrik hastalık oranları 1977’de %21 iken 1986’da %31’e, günümüzde ise çok daha yüksek seviyelere ulaşmıştır. Bu sorunlar biyolojik değil, sistemsel ve politik olarak ele alınmalıdır. Mark Fisher’a göre, neoliberalizmle bürokrasi ortadan kaybolmamış, biçim değiştirmiş ve güçlenmiştir. Bürokrasi üzerine yazan en büyük yazar Kafka’dır. Kafka’nın totalitarizm anlayışı, totaliterliğin sadece ‘despot buyruk’ ile açıklanamayacak boyutlarını ortaya koyuyor; ‘Rıza’. Neoliberalizm, devlete karşı değildir; hatta yeni muhafazakarlık, güçlü devleti askerileştirerek yeniden inşa etmektedir. Kısacası rıza ve zor, bürokrasinin temel unsurları haline gelmiştir.

Fisher, bürokrasi ve zihinsel sağlığın, iklim krizinin yanı sıra, kapitalist gerçekliğin çözümsüz kaldığı kritik alanlar olduğunu belirtmektedir. Bu tıkanıklıklarla birlikte, otoriter ve popülist yönetimlerin düzen yaratması, öngörülebilirlik ve istikrar sağlama konusunda giderek zorlaşmaktadır.

Yeni Dünya Düzeni

Asım Karaömerlioğlu, “1945’de kurulan düzen, Avrupa’yı büyük bir felakete sürükleyen faşizmin önüne geçmeyi hedefliyordu.” diyor ve ekliyor: “Faşizmin tasfiyesinden sonra dünya iki kutuplu bir yapıya evrildi. Her iki taraf da akla, ilerlemeye, bilime vurguda bulunmaktadır. Birisi ‘demokrasi ve özgürlük’, diğeri ise ‘eşitlik ve sınıfsız toplum’ vaat ediyordu. Her iki taraf da kalkınmacıydı. Bu yeni düzen, ‘hukukun gücünden’ hareketle BM, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, IMF gibi uluslararası kuruluşların kuruluşuna zemin hazırladı.

Yeni dünya düzeninde, “gücün hukuku” ön plana çıktı ve 1945 sonrası kurulan dengelerin altüst olduğu yeni bir döneme geçildi. Çökmekte olan eski düzene kapı aralayan popülist ve otoriter-milliyetçi bir siyasi havanın etkisi ile, demokrasi, bu akımların şekillendirdiği bir unsur olarak çoğunluğun egemenliği altında kalmıştır. Seçim ve demokrasi, ancak bu akımların kazandığı zaman meşru kabul edilmektedir. Bu hareketler hem içeride hem de dışarıda çatışmacı bir eksende ilerlemek durumundadır. Toplumu ‘biz’ ve ‘onlar’ olarak bölmeye yönelik olan bu akımlar, ‘yerlici ve milliyetçi’ bir bakış açısına dayanarak hareket etmektedir. Küresel ölçekte bir ‘düzen’ ve ‘denge’ tesis edilmesi, bir vizyon oluşturulması bu şekilde mümkün olmayacaktır.

Gerçek Değişim Nerede Başlar?

Sonuç olarak; Dr. Feyza Bayraktar’ın dile getirdiği gibi, “Gerçek bir değişim için sistem tartışmalarından öte, halkın kendi iradesini bir güç olarak görmesi şarttır.” “Gerçek dönüşüm, gösterişli saraylarda değil, halkın iradesini taşıyan kurumlarda ve sorumluluk alanında yer alan yurttaşlarda yeşerecektir. Aksi takdirde tarih aynı uyarıyı fısıldar; ‘Kendi kaderine sahip çıkmayanlar başkalarının gölgesinde yaşamaya mahkumdur.’

Sağlıklı kalın..! Not: Avluda koşu ve yürüme performansımı istikrara kavuşturdum. 45 dk. koşu, 45 dk. yürüyüşle toplam 450 tur, 13.000 adım yani günlük 10 km üzerindeyim. Darısı başınıza..! İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Koğuş B/63 Buca – Kırıklar.

reklam

YORUM YAP